29 EYLUL 2006 CUMA GUNLU GAZETELERDEN BASINDA YARGI HABERLERI
| OZDERIN,M. msn : ozderin@hotmail.com |
29 Eylül 2006 Tarihli ve 26304 Sayılı Resmî Gazete
MEVZUAT
YÜRÜTME VE İDARE BÖLÜMÜ
BAKANLAR KURULU KARARLARI
2006/10912 Atatürk Üniversitesi Rektörlüğüne Bağlı Olarak Hukuk Fakültesi Kurulması Hakkında Karar
2006/10963 Eleman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Çalıştırılmak Üzere 2005/9860 Sayılı Kararname ile Hizmet Birimi ve Pozisyon Unvanları İtibarıyla Belirlenen Sözleşmeli Sağlık Personelinden (I) Sayılı Listede Belirtilenlerin İptali ile (II) Sayılı Listede Belirtilenlerin İhdası Hakkında Karar
2006/10971 Kamu Personelinin Maaşlarının Hesabına Esas Tutulan Katsayıların Yeniden Tespiti ile Muhtelif Statülerde İstihdam Edilen Sözleşmeli Personelin Ücretlerinin Artırılmasına İlişkin Karar
2006/10972 Sudan’a Buğday Tohumluğu Hibe Edilmesine İlişkin Karar
ATAMA KARARI
— Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına Ait Atama Kararı
YER ADININ DEĞİŞTİRİLMESİNE DAİR KARAR
— Adıyaman İli Besni İlçesine Bağlı Eskiköy Belediyesi İsminin "Sugözü" Olarak Değiştirilmesine Dair Karar
HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU KARARI
— Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna Ait Karar
YÖNETMELİKLER
— Türkiye ile Avrupa Topluluğu Arasında Serbest Dolaşımda Bulunan Eşyanın Tercihli Menşe Statüsünün Kanıtlanmasına Dair Yönetmeliğin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Yönetmelik
— Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
— Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
TEBLİĞLER
— Hazine Arazilerinin Tersane Yatırımlarına Tahsisinde Uygulanacak Esas ve Usullere İlişkin Tebliğde Değişiklik Yapılması Hakkında Tebliğ
— Pan-Avrupa Menşe Kümülasyonu Sisteminin Uygulanması Hakkında Gümrük Genel Tebliği’nin (Avrupa Menşe Kümülasyonu) (Sıra No: 4) Yürürlükten Kaldırılmasına İlişkin Tebliğ
YARGI BÖLÜMÜ
ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI
— Anayasa Mahkemesinin E: 2005/37, K: 2006/38 Sayılı Kararı (Siyasî Parti Malî Denetimi ile İlgili)
— Anayasa Mahkemesinin E: 2005/40, K: 2006/39 Sayılı Kararı (Siyasî Parti Malî Denetimi ile İlgili)
— Anayasa Mahkemesinin E: 2005/42, K: 2006/40 Sayılı Kararı (Siyasî Parti Malî Denetimi ile İlgili)
ATATÜRK ÜNIVERSITESI'NE HUKUK FAKÜLTESI KURULUYOR.
ANKARA(ANKA)-Atatürk Üniversitesi'ne Hukuk Fakültesi kurulmasi karari Resmi Gazete'de yayimlandi.
Atatürk Üniversitesi Rektörlügüne bagli olarak Hukuk Fakültesi kurulmasina yönelik Bakanlar Kurulu karari Resmi Gazete'de yayimlanarak yürürlüge girdi.(ANKA)
Ombudsmanlık aynen kabul edildi
AB'ye uyum yasalarını görüşmek üzere toplanan Meclis, Cumhurbaşkanı Sezer'in bazı maddelerini veto ettiği kamuoyunda "ombudsmanlık" olarak bilinen Kamu Denetçiliği Yasasını aynen kabul etti. Böylece Sezer'in yasayı ikinci kez veto etme yolu kapatıldı. Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Sezer'in geri gönderme gerekçelerini saygıdeğer ancak isabetli bulmadıklarını, iyi niyetle hazırlanmış bir yasanın, "leblebiden nem kapar" anlayışıyla eleştirilmemesi gerektiğini söyledi.
ANKARA
Fast-food devlerine dava...
Amerikalı bir grup doktor, McDonald's ve Burger King restoran zincirlerinin California'daki restoranlarında sattığı kızarmış tavukta kanserojen madde tespit etmelerini takiben bu iki zincir hakkında dava açtı.
AA-Doktorlar grubu, Los Angeles'ta mahkemeye yaptıkları başvuruda, hızlı yemek zincirlerine sahip şirketlerden, kızarmış tavuk yiyen müşterilerini kanser riskine karşı uyarmalarını istiyor.
Gruptan yapılan açıklamada, California'daki 7 restorandan alınan kızarmış tavuk örneklerinde, PhIP adı verilen kanserojen maddeden tehlikeli oranda bulunduğunun saptandığı, PhIP'nin, etin kızartılmasıyla ortaya çıkan bir heterosilik amin olduğu belirtildi.
Açıklamada, ''Kızarmış tavuk kansere neden olabilir, tüketicilerin de sağlıklı denilen bu yiyeceğin aslında kendileri için kötü olduğunu bilmeye
hakları var. Kızarmış tavuklu salata bile başta meme ya da prostat kanseri olmak üzere kanser türlerine yakalanma riskini artırıyor'' denildi.
California eyaleti yasalarındaki ''lokantaların, müşterilerini uyarmak zorunda olmasını'' öngören yasa uyarınca dava açan doktorlar grubunun başka lokanta zincirleri hakkında da dava açtığı belirtiliyor.
Lokanta sahipleri ise doktorların dava açmasını siyasi nedenlere bağlayarak bir tavuk budunda az miktarda bululan PhIP maddesinin insan sağlığını tehdit ettiğine dair bir kanıt olmadığını savunuyor.
McDonald's'a patates kızartmaları ve sütlü mamulleri yüzünden bu yıl bir dizi dava açılmıştı.
McDonald's'ın New York borsasındaki hisselerinde yüzde 0,58 bir gerileme olurken Burger King'in hisselerinde değişiklik olmadığı da belirtiliyor.
301. madde Fransa'da hortluyor
AB 301 için Türkiye'yi eleştirirken Fransız Meclisi, mayısta oylaması yapılmayan Sözde Ermeni soykırımının inkarına hapis cezası getiren tasarıyı yeniden gündemine aldı.
Fransız Meclisi gündemine geçen mayıs ayında gelen ve oylama yapılmadan görüşmenin bittiği sözde Ermeni soykırımının inkarının cezalandırılmasına ilişkin yasa tasarısı, Fransız Sosyalist Partisi Milletvekilleri tarafından 12 Ekim’de görüşülmek üzere yeniden gündeme alındı.
Teklif, "1917 olayları soykırım değildir" şeklinde görüş bildirmeyi 1 yıla kadar hapisle cezalandırmayı öngörüyor.
Türkiye'yi 301. maddenin değişmesi için Avrupa Birliği sürekli sıkıştırırken, Fransa 'Ermeni Soykırımı'na karşı çıkanlar için hapis ve para cezası getiriyor. Türkiye'ye 301'le demokrasi dersi veren Avrupa Birliği'nin Fransa'ya nasıl tepki göstereceği ise merak konusu. Yeni getirilen yasa ile Fransa'da 'Ermeni Soykırımı' tezinin aleyhine kimse herhangi bir açıklama yapamayacak.
Görüşmenin birinci maddesi olan yasa tasarısının kabulüne kesin gözüyle bakılırken, yasa tasarısının meclis gündemine geldiği ilk görüşmelerde tasarının engellenmesi konusunda Türk tarafına taahhütte buluna Fransız yetkililerin şimdi oldukça karamsar olduklar belirtildi.
Paris’in 2007 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimleri atmosferine girdiğini kaydeden gözlemciler tarafından bu yasanın meclisin ardından senatodan da geçip yasalaşması konusunda Fransa açısından sorun yaratacağı yorumları yapılıyor. Fransa’nın Türk-Ermeni ilişkileri konusuna aracılık rolünü bu yasanın yasalaşmasıyla kaybedeceği yorumunu yapan kaynaklar, ortak tarih komisyonunda Fransız tarihçilerin yer almasının da zorlaşacağını ifade ettiler.
Özellikle Lübnan’da ve Afganistan’da beraber hareket eden Türk ve Fransız makamlarının işbirliğine de gölge düşeceği yorumları yapılırken, siyasal ilişkilerin yanısıra, özellikle de başta nükleer santral ihalesi olmak üzere belli başlı ekonomik ilişkilerin de olumsuz etkilenebileceği belirtildi.
Fransa Cumhurbaşkanı Chirac’ın yarın başlayacağı Ermenistan ziyaretiyle tesadüfen çakışan bu yasanın engellenmesi için Türk milletvekillerinin de devrede olacağı belirtildi. Mehmet Gürler, Yaşar Yakış, Onur Öymen, Şükrü Elekdağ ve Musa Sıvacıoğlu’nun önümüzdeki günlerde Paris’te temaslarda bulanacakları belirtilirken, Fransa’daki Türk sivil toplum örgütleri ve başta TÜSİAD olmak üzere iş dünyasının önde gelen kuruluşlarının da harekete geçmeye hazırlandığı bildirildi.
Milliyet
İngiliz yargıca `utandırma` cezası
Yasadışı yollarla İngiltere`ye giden Brezilyalı bir kadını evinde temizlikçi olarak çalıştıran ve daha sonra bu kişiyle cinsel ilişkiye giren Yargıç Muhammed İlyas Han`ın kimliği, temizlikçi Roselane Driza`nın şantajı üzerine açılan davada yasaların şantaj kurbanlarını koruma altına almasına rağmen açıklandı. Yargıç Han`ın davasına bakan meslektaşının şantaja uğradığı için, İngiliz yasalarına göre `adı yasalarca koruma altına alınması gereken` yargıç kimliğini `utandırmak için` açıkladığı öğrenildi.
78`lilere 301 davası
ŞÜKRAN ÖZÇAKMAK İstanbul
Mersin Cumhuriyet Savcılığı, yaptığı `1 Mayıs 1977 katliamı dosyası açılsın` başlıklı basın açıklaması nedeniyle, Mersin 78`liler Araştırma ve Dayanışma Derneği Başkanı Ethem Dinçer hakkında, `Halkı kin ve düşmanlığa tahrik` ve `Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, organ ve kurumlarını tahkir` iddiasıyla dava açtı. TCK`nın 216 / 1, 301/2 ve 53/1. maddeleri uyarınca yargılanacak olan Dinçer hakkında 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası isteniyor. İlk duruşma 15 Aralık`ta görülecek.
Kan davası acıklaması
Eski Van Milletvekili Mustafa Bayram’ın öldürülen yeğeni Ahmet Bayram için taziyeler kabul edilmedi. Anlamı şu: Olay kan davasına dönüşüyor...
AN’IN Edremit ilçesinde önceki akşam eski Van milletvekili Mustafa Bayram’ın yeğeni Ahmet Bayram uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü. Bayram’ın cenazesi dün sabah toprağa verildi. Cenazenin defnedilmesinin ardından Mustafa Bayram mezarlıktaki kalabalık gruba konuşma yaptı.
YEĞENİNİN hain bir pusu sonucu öldürüldüğünü dile getiren Bayram ‘Buraya gelerek bizi yalnız bırakmayan herkese teşekkür ediyorum. Taziyemiz yoktur’ dedi. Bölgede, taziyelerin kabul edilmemesi, olayın kan davasına dönüştüğünü gösteriyor. Ölen kişinin taziyesi, ancak karşı taraftan birinin öldürülmesinin ardından kabul edilebiliyor.
29.09.2006
Ören Bayan'a 'söven bay' davası
Kendisine boşanma davası açan ve Yahudi geleneklerine göre evlenirken verdiği drahoma ile birlikte 1 milyon 100 bin dolar da tazminat isteyen eşi Klaudia Karako’dan, Ören Bayan ipliklerinin sahibi İzzet Karako’ya bir de hakaret ve tehdit davas
29 Eylül 2006 07:39
Yazı boyutunu büyütmek için
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca tamamlanan soruşturmaya göre, Klaudia Karako, oğulları Can’ın ortaokuldan mezuniyet törenine katılmadı. Törende annesini göremediği için çok üzülen oğlundan etkilenen İzzet Karako, boşanmak üzere olduğu eşine cep telefonu mesajı çekerek "...yalancı, saldırgan, şerefsiz, çocuklarının gecesinin A... K... G..." gibi sözlerle hakaret etti. Ayrıca, "Bu günleri burnundan getirmeyen g... olsun, g..., rezillik neymiş anlayacaksın, maalesef bizimki hakikaten o yola girmiş diyeceksin" diyerek tehditte bulundu.
Savcılıkça ifadesi alınan İzzet Karako, "Oğlumuzun çok üzüldüğünü görünce sinirlendim. Mesaj çektim ama hakaret etmedim" dedi. Ancak savcılık, SMS mesajlarında Klaudia Karako’ya zincirleme olarak hakaret ve tehditte bulunduğu gerekçesiyle İzzet Karako’ya dava açtı. Karako, 9 yıla kadar hapis istemiyle önümüzdeki günlerde İstanbul Sulh Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak. Klaudia Karako, kendisini dansöz ve artistlerle aldatmakla suçladığı eşi İzzet Karako’ya boşanma davası açmış, çocukları için her ay 17 bin dolar nafaka, kendisi için de 1 milyon 100 bin dolar tazminat talep etmişti.
(Hürriyet)
Haksöz Dergisi yazarlarından Bahadır Kurbanoğlu’nun TCK’nın 301’inci maddesi uyarınca yargılanacak olmasını eleştirerek bir açıklamada bulundu. Aynı zamanda Özgür-Der üyesi de olan Kurbanoğlu, 22 Nisan 2006 tarihindeki bir açıklaması nedeniyle bu soruşturmaya maruz kalmış durumda bulunuyor.
Bu tarihte Fatih Saraçhane Parkı’nda Özgür-Der’in yaptığı basın açıklamasındaki ifadelerinden ötürü TCK’nın 301. maddesine muhalefetten yargılanacak olan Kurbanoğlu’nun davası, 3 Ekim 2006 Salı günü Fatih Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlanılacak.
Danıştay'dan MEB'e ret
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Milli Eğitim Bakanlığının (MEB) Açıköğretim Lisesine yapılan yeni kayıtlara ilişkin 1 Mart 2006 tarihli işleminin yürütmesinin durdurulmasına yapılan itirazı reddetti.
29 Eylül 2006 11:47
Yazı boyutunu büyütmek için
YÖK, Milli Eğitim Bakanlığının Açıköğretim Lisesine yeni kayıtlara ilişkin 1 Mart 2006 tarihli işleminin iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle dava açmıştı.
Danıştay 8. Dairesi, MEB'in işleminin yürütmesini oy birliğiyle durdurmuştu. AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, MEB, Dairenin kararına itiraz ederek, kararın kaldırılmasını istedi. İtirazı görüşen Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, MEB'in itirazını reddetti.
Depremde çöken bina için 4 yıl hapis
Sakarya'da, Marmara depreminde 44 kişinin öldüğü binayla ilgili açılan davada, Yargıtay'ın 'adalet ve hakkaniyet kurallarına uygun olmadığı' gerekçesiyle bozduğu davanın sanıkları, yeniden görülen duruşmada 4 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı.
Sakarya 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasında, müteahhit Mehmet Aydemir, belediye görevlileri Servet Erdem ve Erdinç Ufuk Er, 'dikkatsizlik ve tedbirsizlik, nizam, emir ve kaidelere uymayarak 44 kişinin ölümüne sebebiyet verdikleri gerekçesiyle' 4 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı.
Mahkeme heyeti, ayrıca sanıklara yurt dışına çıkış yasağı getirdi.
650 YTL para cezası verilmişti
Adapazarı'nda 17 ağustos Marmara depreminde Şeker mahallesi Sedat Kirtetepe caddesinde bulunan beş katlı Emek Sitesi'nin yıkılması ve 44 kişinin ölmesi nedeniyle Cumhuriyet Savcılığı’nca 2000 yılında açılan davada, sanıklar hakkında 10'ar ay ağır hapis ve 50'şer YTL para cezası verilmiş, hapis cezası da paraya çevrilerek, sanıklar 650 YTL para cezasına çarptırılmıştı.
Yargıtay'da görülen dava, 'apartmanın çöküş şekli, bilirkişi raporlarının içeriği, çok sayıda insanın ölmüş olması nazara alındığında, temel cezanın adalet ve hakkaniyet kurallarına uygun olmayan biçimde alt sınırdan tayin edildiği' gerekçe gösterilerek bozulmuştu.
Öcalan'ın ateşkes çağrısını, gazete, televizyon ve internet sitelerine faksladılar
Aydınlar ile DTP Genel Başkanı Ahmet Türk'ün ateşkes çağrısı ve Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin örgütün birkaç gün içinde ateşkes ilan edeceğini açıklamasının ardından, Öcalan da geçen çarşamba kendisiyle görüşen Asrın Hukuk Bürosu avukatları aracılığıyla ateşkes çağrısı yaptı.
Öcalan, kendi imzasıyla fakslanan "Basına ve kamuoyuna" başlıklı iki sayfalık açıklamasında, 1993'ten bu yana şiddet dışı barışçıl ve demokratik çözüme katkıda bulunmak istediklerini, bu amaçla dört kez tek taraflı ateşkes ilan ettiklerini öne sürdü.
Silahların susmasıyla demokratik diyalog yolunun açılacağı, silahları gömme zamanı geldiğini belirten Öcalan, ateşkes sürecinin başlatılmasını istedi.
Abdullah Öcalan, bu dönemde provokasyonlar olabileceğini, imha amaçlı üzerlerine gidilmedikçe PKK'lıların silah kullanmayacağını iddia etti. Ateşkes sürecinde AB ve ABD'nin de çözüme destek vermesi gerektiğini belirten Öcalan, her kesimin görüşlerini açıklamasını istedi. Öcalan, bu sürecin boşa harcanmamasını, bunun için de güvenlik güçlerinin operasyonlarını durdurması gerektiğini belirtti.
Öcalan açıklamasına şöyle devam etti: "Bu son şansımız olabilir. Eğer bu süreç de doğru ve samimi bir şekilde işlemezse, artık geri dönülemez bir noktaya gelinir. Bir sonuç elde edilmezse, bundan sonra ne ben bir çağrı yapabilir, o gücü kendimde bulabilirim, ne de PKK beni dinler."
(29 Eylül 2006 Cuma)
Tersane yatırımcılarına arazi kolaylığı...
Hazine arazileri üzerine kurulacak tersanelerde, arazi kullanım izni ve irtifak hakkı sözleşmelerinin azami süresi, 29 yıldan 49 yıla çıkarıldı.
AA-Maliye ve Ulaştırma bakanlıklarının Hazine Arazilerinin Tersane Yatırımlarına Tahsisinde Uygulanacak Esas ve Usullere İlişkin Tebliğde yaptığı değişiklik, Resmi Gazetenin bugünkü sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Buna göre, Hazinenin özel mülkiyetinde olan veya devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerde, Denizcilik Müsteşarlığınca da uygun görülecek projeye dayalı olarak tersane yapmak isteyen gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişilerle yapılacak kullanma izni verilmesine ve irtifak hakkı tesisine ilişkin sözleşmelerin süresi, 49 yıldan fazla olamayacak.
'Laik, demokratik hukuk devletiyiz'
Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin laik, demokratik bir hukuk devleti olduğunu belirterek, "Laik, demokratik hukuk devleti içinde artık geri vitese takamayız. Her geçen gün daha ileri gitmeliyiz"dedi.
AA-Samanyolu TV'de canlı yayına katılarak soruları yanıtlayan Erdoğan, ABD'ye yapacağı ziyarette "Stratejik ortaklığın gereği neyse bunları görüşeceklerini" belirtti.
Bunun yanı sıra bölgesel sorunlar üzerinde ısrarla duracaklarını dile getiren Erdoğan, Türkiye'nin Lübnan'a asker gönderilmesine olanak tanıyan tezkerenin kabul edilmiş olmasının, bölgeye bir rahatlık getirdiğini ifade etti.
ABD'den terörle mücadelede somut adımlar bekleyip beklemediklerine ilişkin bir soruyu yanıtlayan Başbakan Erdoğan, bu konuların konuşulacağını, Türkiye'nin bazı somut teklifleri olacağını bildirdi.
Erdoğan, "Süreci daha da hızlandırmaktan yana olduğumuzu tekrar hatırlatacağız. Çünkü artık bunlara tahammül noktasında değiliz. Biran önce terör örgütünün silahı bırakmasının gereği üzerinde ısrarla duracağız. İnanıyorum ki bu konuda bir netice alacağız" diye konuştu.
Terörle mücadele
Başbakan Erdoğan, "güvenlik güçlerinin terörle mücadele konusunda yasal açıdan bazı sıkıntıları olduğunun söylendiğinin" ifade edilmesi üzerine, bu tür dedikodulardan üzüntü duyduklarını ifade etti.
Terörle Mücadele ve Ceza Kanunlarının güvenlik güçleriyle görüşülerek, konuşularak hazırlandığını anlatan Erdoğan, kendilerine bir talep gelse ellerinden geleni yapacaklarını vurgulayarak şunları söyledi:
"Ancak bir şeyi unutmayalım. Biz laik, demokratik bir hukuk devletiyiz. Laik, demokratik hukuk devleti içinde biz artık geri vitese takamayız. Her geçen gün daha ileri gitmeliyiz. Demokratikleşme süreci içinde olan Türkiye, bu kazanımlarından kayba uğrarsa, o zaman sadece gelecek nesillerimiz için değil, dünyanın bize, bizim dünyaya bakışımız açısından da herhalde olumlu bir gelişim olmaz."
Erdoğan, Türk askerinin Lübnan'a gitmesi konusunda hazırlıkların devam ettiğini, Birleşmiş Milletler'deki ve Lübnan'daki çalışmaların tamamlanmasının ardından Türk askerinin bölgeye gideceğini söyledi.
Irak'ın polis ve asker konusunda henüz kurulmuş bir düzeni olmadığına dikkati çeken Erdoğan, bu nedenle koalisyon güçlerinin şu anda Irak'tan çekilmesinin gelecek açısından sıkıntı yaratabileceğine işaret etti.
Erdoğan, Kerkük'ün özel bir statüye tabi tutulması gerektiğini vurgulayarak, "Eğer (Kerkük petrolleri benimdir) derseniz diğer etnik unsurları tahrik edersiniz" diye konuştu.
Talabani'ye yanıt
Başbakan Erdoğan, Irak Devlet Başkanı Celal Talabani'nin açıklamalarıyla ilgili olarak da, "Açıklamalarını talihsiz açıklamamalar olarak görüyorum, bulunduğu makam itibariyle. Çok çirkin açıklamalar. Özellikle de Türkiye'yi çok iyi bilen, Türkiye'yle geçmişteki münasebetleri çok iyi yaşayan birinin böyle açıklamaları geçmişine ters düşen, geçmişi unutan ifade tarzı... Sayın Talabani Irak devlet başkanı, sözleri haddini ve maksadını aşıyor"dedi.
Ateş kesmenin devletler arasında olabileceğine dikkati çeken Erdoğan, terör örgütünün "ancak silah bırakabileceğini" kaydetti. Erdoğan, "Ateşkes ifadesi yanlış bir şey. Silahı terör örgütünün bırakması gerekir. Temennimiz odur ki bu silahlar bırakılır. Ülkede özellikle bölgede barış tesis edilmiş olur" dedi.
Başörtüsü konusundaki bir soru üzerine Erdoğan, başörtüsü konusunda "toplumsal mutabakat" olduğunu, ancak "kurumlar arası mutabakatın" istenilen ölçüde oluşmadığını kaydetti.
Türkiye'nin bu sorunu çözeceğini ifade eden Erdoğan, "Biz de bunu çözen aktörler olarak bunu yapacağız. Buna inanıyorum. Ama burada sabırlı olmanın da faydasına inanıyorum. Her şey yerli yerine oturacaktır" diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, devletin üst kademesinde kavganın, gerilimin olmasını istemediklerini de belirtti.
Anayasa değişikliği için çalışma
AKP, Başbakan Erdoğan’ın daha önce gündeme getirdiği anayasa değişikliği önerilerinden yola çıkarak bir anayasa değişikliği çalışması başlattı. Paketin içinde Türkiye milletvekilliği yer alacak.
NTV
ANKARA - Bu düzenlemeyle küçük partilerin Meclis’te temsil edilmesine imkan tanınması ve bürokratlar, akademisyenler, teknokratlar gibi kişilerin de siyasete çekilmesi hedefleniyor.
Bir diğer değişiklik de seçilme yaşının 30’dan 25’e indirilmesi... Bu konu, daha önce de Meclis gündemine gelmiş, ancak vasfını yitirmiş orman arazileri için adlandırılan 2 B düzenlemesiyle birlikte görüşüldüğü için sonuçlanamamıştı.
Seçim kanunlarına ilişkin değişikliklerin seçimlerden 1 yıl önce yapılması gerekiyor.
Ancak pakette yer alması beklenen değişiklikle bu sürenin kaldırılması planlanıyor. Eğer bu düzenleme hayata geçerse 2007 seçimleri için istenilen değişiklikler seçim takvimine kısa bir süre kalsa olsa da yapılabilecek.
Anayasa değişiklik paketinde yedek milletvekilliğinin de yer alması gündemde.
Ölüm ya da diğer sebeplerle milletvekilliğinin boşalması halinde yedek vekillikle bu boşluğun doldurulması hedefleniyor.
Parti değiştiren milletvekilleri konusunda bir düzenlemenin pakette yer alıp almayacağı ise netleşmedi.
Anayasa değişiklik paketi konusunda son sözü Başbakan Erdoğan ve hükümet söyleyecek. Ancak AKP’nin anayasa değişkiliği için meclisteki sandalye sayısı yeterliği değil.
Anayasa değişikliği için 367 oy gerekiyor. Bu nedenle hükümet, değişiklik için muhalefetin desteğine ihtiyaç duyuyor.
CHP, daha önce, her türlü anayasa değişikliğine içinde dokunulmazlıkların kaldırılmasının da yer alması şartıyla destek vereceklerini belirmişti.
Dağa taşa vergi hem cepte hem bütçede delik açacak
Belediye Gelirleri Kanunu tasarısının Meclis’te kabul edilmesi, 30 yıl aradan sonra fazla veren bütçede en az 2.5 milyar YTL’lik açık yaratacak. Gelirini en fazla artıracak belediye ise İstanbul
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gönderilen Belediye Gelirleri Kanun Tasarısı, genel bütçeden belediyelere aktarılan payı artırarak, merkezi bütçede asgari 2.5 milyar YTL’lik açık doğmasına neden olacak. Tasarının yasalaşmasıyla, seçimlerin yapılacağı 2007 yılında, büyükşehir belediyelerinin bütçeden aldığı pay ciddi oranda artacak. Mevcut yasaya göre, 2006 bütçesinden büyükşehir belediyelerine toplam vergi gelirlerinden, iadeler çıktıktan sonra verilen pay 2 milyar 970 milyon YTL tutarında belirlenmişti.
2006 bütçesinde 132 milyar YTL olarak hedeflenen toplam vergi gelirinin, belediye paylarına matrah olacak kısmı da 99 milyar YTL olarak belirlendi. Büyükşehir belediyelerine bu matrahın yüzde 3’ü aktarılıyor. Ancak tasarı aynen yasalaşırsa, büyükşehir belediyelerine bütçeden dağıtılacak pay artırılarak yüzde 5’e çıkacak. Ayrıca halen matraha dahil edilmeyen akaryakıttan alınan ÖTV gelirinin yüzde 50’si de hesaba dahil edilecek. Böylece dağıtılacak payın matrahı 99 YTL’den 105.6 milyar YTL’ye çıkacak. Yani tasarı şu anda yürürlüğe girse, büyükşehir belediyelerine giden para 2 milyar 970 milyon YTL’den 5 milyar 280 milyon YTL’ye çıkacak. Böylece büyükşehir belediyeleri, devletin topladığı vergi gelirleri hiç artmasa bile, bütçeden 2 milyar 310 milyon YTL daha fazla gelir alacaklar.
BELEDİYELERE ÖTV KAYNAĞI
Bütçeyi, dolaylı vergilerle çeviren hükümet, tasarıyla, bugüne kadar belediyelere ayrılacak vergi gelirleri kapsamına almadığı akaryakıt üzerinden alınan ÖTV (Özel Tüketim Vergisi) de kaynağa dahil etti.
Tasarı uyarınca, 2007’de akaryakıt üzerinden alınan ÖTV gelirlerinin yüzde 50’si, belediyelere pay ayrılacak vergi gelirleri havuzuna dahil ediliyor. Hükümet 2006 yılı için 132 milyar YTL olarak hesapladığı vergi gelirlerinin yüzde 26.7’sini ÖTV’den sağladı. Toplam 24.3 milyar YTL gelir elde etmeyi planladığı ÖTV toplamının 13.2 milyar YTL’si akaryakıt üzerinden alınan ÖTV’den geliyor. Tasarının yürürlüğe girmesiyle belediyelere dağıtılacak matraha ÖTV gelirinin yarısı düzeyindeki 6.6 milyar YTL de eklenecek.
İSTANBUL ASLAN PAYINI ALIYOR
Tasarıyla, dağtılacak payın 105.6 milyar YTL’lik matrahının yüzde 5’i olan 5.3 milyar YTL 16 büyükşehir belediyesine verilecek. Bu tutarın yüzde 44’ü İstanbul’a gidecek. Yani İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bütçeden 2 milyar 323 milyon YTL kaynak aktarılacak. Mevcut yasayla İstanbul 1 milyar 399 milyon YTL kaynak alıyor. Böylece İstanbul’un, genel bütçedeki vergi gelirleri aynen kalsa bile bütçeden aldığı pay, yüzde 66 artacak.
Bütçeden aslan payını İstanbul alsa da, yeni düzenlemeyle İzmir ve Ankara Büyükşehir Belediyeleri de dağıtılacak 5.3 milyar YTL’lik kaynaktan yüzde 14’er pay alacaklar.
Tasarıyla bütçeden aldığı payda en büyük artış yaşayacak il de Konya ve Erzurum olacak.
Vergide illere göre gelişmişlik ayrımı
Meclis’e gönderilen yasa tasarısında öngörülen vergiler açısından iller arasında da gelişmişlik ayrımı yapılıyor. Buna göre, iller ve belediyeler nüfus, ekonomik ve sosyal gelişmişlik durumlarına göre 5 gruba ayrılacak. Çevre ve Temizlik Vergisi hariç olmak üzere, yasada öngörülen vergi ve harçlar, bu ayrıma göre her grup için farklı oranlarda uygulanacak. Böylece az gelişmiş yerde yaşayan daha az, gelişmiş yerde yaşayan daha fazla vergi ödeyecek.
Çevre ve Temizlik Vergisi dışında tasarıda öngörülen vergi ve harçların maktu miktarları ise 1. grup illerde yüzde 100, 2. grup illerde yüzde 85, 3. grup illerde yüzde 70, 4. grup illerde yüzde 55, 5. gruba giren illerde de yüzde 40 oranında uygulanacak.
İSTİYOR' DEDİ
H.E., karısının kendisini ilaçlarını vermeyerek öldürüp, mal varlığına sahip olmak istediğini ve "can güvenliğinin bulunmadığı" şikâyetiyle mahkemeye başvurdu. H.E.'nin dilekçesini inceleyen Ankara 10'uncu Aile Mahkemesi, Türkiye'de bir ilke imza attı. Mahkeme, kadınları şiddet gösteren eşlerinden korumak için çıkarılan 4320 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Yasanın uygulanmasına karar verdi. Mahkeme, 22 yaşındaki gelinin "Eşine ve eşyalarına zarar vermemesi" için 3 ay süre ile eve yaklaşmasını yasakladı. Mahkeme kararında, S.S.'nin eşini "iletişim vasıtalarıyla rahatsız etmemesi" maddesi de yer aldı. S.S.'nin eve yaklaşması halinde 89 yaşındaki kocası hemen polisi arayarak, ihbarda bulunabilecek. S.S.'nin eve yaklaştığının tespit edilmesi halinde, 22 yaşındaki gelin 3 aydan 6 aya kadar hapis ile cezalandırılabilecek. Ankara 10'uncu Aile Mahkemesi'nin verdiği kararla, tedbir ilk kez bir kadına uygulanmış oldu.
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), kurum ve kurul başkanı hakkında `küçük düşürücü` ve `manevi şahsiyete saldırı` niteliğinde ifadeler kullandığı iddia edilen Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün hakkında 50 bin YTL`lik manevi tazminat davası açtı.
28 Eylül Bireysel Silahsızlanma Günü nedeniyle Umut Vakfı Taksim’de ‘Sessiz Ayakkabı’ eylemi yaptı. Yürüyüşe vakıf başkanı Nazire Dedeman’ın yanı sıra Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, Gazeteciler Cemiyeti eski Başkanı Nail Güreli ve sanatçı Yılmaz Morgül ile vakıf üyeleri de katıldı. Umut Vakfı Kurucu Başkanı Nazire Dedeman, geçen yıl verilen ruhsat sayısının yüzde 8 artarak 2 milyon 316 bin 600’e ulaştığını söyledi.
Bu çerçevede oluşturulacak polis ekiplerinin, Kuzey Londra'da yaşayan Türk ve Kürt toplumları ile yakın ilişkiler kurmaya başlayacağı ve Türkçe öğrenerek toplum içerisinde sürekli dolaşacağı bildirildi.
Bu ekibe mensup polislerin ayrıca sık sık Türkiye'yi ziyaret edeceği ve böylece Türk kültür ve geleneklerini daha iyi anlamaya çalışacağı ifade edildi.
AA-Papa'nın konuşmasından sonra Westminister'daki Katolik kilisesi önünde yapılan gösteride televizyonlara verdiği mülakatlarda "Papa'nın öldürülmesi gerektiğini" belirten Choudary'nin bu sözleri polis tarafından incelemeye alınmıştı.
Kilise yöneticileri ve halktan toplam 25 şikayet alan polis, "suç duyurusu" kabul ettiği bu başvuruları değerlendirdi. Yapılan soruşturmadan sonra Choudary'nin değerlendirmelerinin "suç oluşturmadığı" sonucuna varıldığı bildirildi.
Ahmet Hakan, avukat Kerinçsiz'e Cumhuriyet Halk Partisi'nin ve Deniz Baykal'ın 301. maddenin düzeltilmesine karşı takındığı olumsuz tutumu nasıl bulduğunu sordu. Kerinçsiz bunu beğendiğini, ancak Baykal'ın her dediğine (henüz?) katılmadığını, buna karşılık Onur Öymen'in her söylediğini çok beğendiğini söyledi.
Mülakat ustası Hakan fırsatı kaçırır mı! Sordu:
"Bundan sonraki seçimlerde oyunuzu CHP'ye mi vereceksiniz?"
Kemal Kerinçsiz, memnun bir gülümsemeyle, o konudaki fikirlerini açıklayamayacağını belirtti.
Hakan daha fazla üstelemedi. Ama şu soruyu da sorabilirdi:
"Önümüzdeki seçimlerde CHP'den milletvekilliği adaylığı teklifi gelse kabul eder misiniz?"
Şaka gibi görünse de, 2006 yılının sonbaharında CHP'nin ve Türkiye'nin geldiği nokta bu!
Kemal Kerinçsiz'in fikirleri meçhul değil: Batı'nın Türkiye'yi yutmak için büyük bir komplo kurduğuna inanıyor ve Avrupa Birliği yolculuğundan derhal vazgeçilmesini istiyor. Mahkeme salonlarının başta AB gözlemcileri olmak üzere yabancılara kapatılmasından yana. Belirli konularda kendisi gibi düşünmeyen yazar-çizer takımının hapse atılmasının doğru olacağını savunuyor. Vb. vb.
İdeolojisinin adını ne koyarsanız koyun, demokratik bir ülkede böyle şeyler düşünüp savunmasında sakınca yok. Yeter ki, kendi görüşlerini kabul ettirmek için zora ve şiddete başvurmasın.
Ya CHP?
Tarihsel misyonu Türkiye'nin Batı modelinde demokratik bir ülkeye dönüşmesi olan bu çok önemli partinin Batı-karşıtı görüşlerin odağı haline gelmeye başlamasında endişe verici bir yan yok mu? 1950 seçimlerinde hiçbir ülkede görülmemiş bir özveriyle iktidarı bırakarak demokrasi tarihine adını altın yaldızlı harflerle yazdırmış bir partinin, türlü çeşitli antidemokratik eğilimlerin buluşma noktası olmaya başlamasını sakin sakin kabul edebilir miyiz?
Elbette hayır. Bu, CHP'nin bindiği dalı kesmesi ve daha da vahimi, Türkiye'nin bir Ortadoğu diktatörlüğü modeline doğru kayma olasılığının güçlenmesi anlamına gelir.
Kurucularının ta en baştan işaret ettikleri gibi, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği 'muasır medeniyet' olan Batı ve demokratik âlem içindedir. Türkiye, tüm eksiklerine rağmen bu ana hedefe doğru büyük adımlar atmıştır, ilerlemektedir.
Batı ve demokrasi karşıtlığı, Baasvari otoriter rejim serüvenleri, askeri darbeler, Üçüncü Dünya tipi milliyetçi popülizm bu ülkeye felaketten başka bir şey getirmez.
Bunları başkalarının değil, CHP'nin söylemesi gerekir.
Erdal Şafak - SABAH
Bu, yeğen Ahmet Bayram'ı öldüren taraftan da birnin öldürüleceği anlamına geliyor. Açık açık "Cinayet işleneceği" duyuruluyor!
Bu, Kartal ailesi yönetimindeki Buruki aşireti (" Burukanlar " diye de biliniyor) ile Ertuşi aşiretinin reisliğini Mustafa Bayram'ın yaptığı Şerefhan kolu (" Şerefiler " diye de anılıyor) arasındaki bitmek bilmeyen kan davasının yeni kurbanlar alacağı anlamına geliyor.
Ahmet Bayram'ın kanlı gömleği evinin salonuna asılacak. Gelip-giden aşiret üyelerinde intikam duygusunu sürekli canlı tutmak için. Sonra Mustafa Bayram 30 bin nüfuslu aşiretinden birini "O gömlekteki kanı temizlemek"le görevlendirecek. Belki de 14 oğlundan, yüzlerce torun veya yeğeninden birini!
O da seçilmiş kurban adaylarından birini kıstırdığı yerde öldürecek.
Sonra Mustafa Bayram, Van'ın Edremit ilçesinde göl kıyısındaki 5 katlı villasının önüne kurduracağı 500 kişilik çadırda taziyeleri kabul etmeye başlayacak. En az bir ay kalacak o çadır orada. Günün 24 saati çay, kahve, yemek servisi yapılacak. Binlerce kişi gelip ağanın elini öpecek. O da kasıla kasıla "Yeğenimizin kanı yerde kalmadı" diyecek.
Ve devlet görmezlikten gelecek. Güvenlik güçleri uzaktan izlemekle yetinecek. "Bize dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" misali...
Zaten ne zaman dokunulabildi ki onca kabarık dosyasına rağmen iki dönem milletvekili seçilen Mustafa Bayram'a? 25 yılda en az 10 kez yüklü miktarda eroinle yakalandı. Her defasında serbest kaldı. Suçu aşiretinin bir üyesi üstlendiği için. Adam öldürdü, 30 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı, yine serbest kaldı. Suçu aşiretten bir gariban sahiplendiği için. Van'ın göbeğinde emniyet müdürü tokatladı, kılına dokunulamadı.
Son olarak 2 yıl önce emniyeti basıp uyuşturucu ticaretinden gözaltına alınmış oğlu Hamit'i kaçırdı, yine serbest! (Bu zorbalığından ötürü tutuklandı, "Çete kurmak, uyuşturucu ticareti yapmak ve devlete silahlı isyana kalkışmak" iddialarıyla dava açıldı, güvenlik gerekçesiyle mahkemesi İzmir'e nakledildi, orada 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı, Yargıtay onayıncaya kadar serbest bırakıldı. Yargıtay, "Eksik soruşturma" gerekçesiyle kararı bozdu, Bayram ve 12 adamı yeniden yargılanmaya başladı. Yine İzmir'de. Yine tutuksuz!)
İyi ama hani Mustafa Bayram'ın aşiretinin bağlı olduğu Ertuşiler'in reisi İskender Ertuş kan davasına savaş açmıştı? Geçen yıl şöyle demiyor muydu: "Amacım devlete yardımcı olmak. Çevre aşiretlerle akraba olmamızdan dolayı ihtilafları kendimiz çözmeye çalışıyoruz. Bazen olay devlete intikal etmeden çözüme kavuştyor. Bu da bizim vatandaşlık görevimiz."
Birgün Mustafa Bayram'ın evinin önüne çadır kurulursa, bilin ki Şerefiler'den biri Burukiler'den birini öldürdü. Ama o güne kadar taziye yok!
Mustafa Bayram için ise "Başkasını suç işlemeye azmettiren kişi işlenen suçun cezası ile cezalandırılır" diyen Türk Ceza Kanunu'nun 38'inci maddesinin kıymet-i harbiyesi yok.
"Kan gütme veya töre saikiyle adam öldürene ağırlaştırılmış müebbet hapis verilir" hükmü mü? Yakalarsan uygularsın. Tabii zanlı çocuk veya cezai ehliyeti olmayan biri çıkmazsa...
Yaşasın hukuk devleti! Yaşasın adalet!
301 konusuna daha sonra döneceğim, şimdilik Avrupa’da ciddi bir engel olarak önümüze çıkarılan Ermeni iddiasının bu duruma gelmesinde büyük çaba gösteren aydınlarımız (!) konusuna değinmek istiyorum. Öyle aydınlar ki bunlar; koca tarih kurumlarının, dünya çapında ünlü tarih profesörlerinin bir ömür harcayıp Türkiye, Ermenistan, İngiltere, Almanya, Amerika gibi ilgili ülkelerin arşivlerinin, o yıllarda çalışmış diplomatların hatıratlarının tümünü inceleyip her iki taraftan sayısız mağdurla, ölenlerin aileleriyle aylar süren konuşmalar, araştırmalar yaptıktan sonra anlayabildiği olayları birkaç günde, haftada veya ayda çözüveriyorlar.
Şiddetin her türlüsüne karşıyız elbette ama iki gün önce VATAN gazetesinde köşemin yanında çıkan “Kadın dövene meydan dayağı” haberini okuyunca kendimi tutamayıp ‘Hay elinize sağlık’ deyiverdim.
Bahis yargıya düştü
Emrah KAYALIOGLU - Sabah
İnsanoğlunun bahiskumar tutkusu inanılmaz. Bugün dünyada bahis olayı özellikle sporda müthiş boyutlarda. Türkiye'de yasal olarak at yarışı ve futbolla sınırlı olsada dünyada spor bahsinin sonu yok! Hemen her şeye burnunu sokan internet, bahiste de çok ciddi bir araç. Bahis pazarının çok önemli bir bölümü internet üzerinden gerçekleşirken paranın vergilendirilememesi ve legalize edilmesindeki sorunlar artık kulüpler hatta devletler boyutunda sıkıntı yaratıyor. BetOnSports Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'de devlet ve maliye ile sıkıntıda. Bwin'in iki üst düzey yöneticisi Monaco ile forma sponsorluğu anlaşması imzalamaya gittikleri Fransa'da gözaltına alınabiliyor. Bu arada Real Madrid gibi bir marka internet üzerinden bahis oynatan 7 şirkete haklarını izinsiz kullandığı gerekçesiyle dava açmış durumda. Bu davaya Ronaldo ve Beckham gibi iki yıldız futbolcu da taraf olarak katılıyor. Kulüp ve futbolcuların avukatı tanıdık bir isim JeanLouis Dupont. Bülent Akın'ın Bolton'a transferinde G.Saray'ın avukatı olan Dupont, asıl ününü Bosman davası sırasında yaptı. G-14 ile FIFA arasındaki "Milli futbolcular için tazminat" davasında da kulüpleri temsil ediyor. Bwin, Unibet, William Hill gibi dev bahis firmalarına karşı açılan dava için Dupont "Tamamen ticari çıkarları için isimleri, amblemleri, markaları izinsiz bir şekilde kullanıyorlar" diyor.
Bu dava Liege'de görülürken, PSV de benzer bir davayı Paris'te açmış durumda.
Tabii; bahis firmaları da boş durmuyor. Yalnız stadyumlarda değil, artık formaların üstünde de cirit atıyorlar. Sadece Blackburn, Aston Villa, Sevilla, Real Betis, Palermo, Napoli gibi kulüpler değil, Milan da bu kervana katılmış durumda.
Bahis şirketleri G-14'ü sponsorlukla parçaladı. 2008-2009'dan itibaren Euroleauge'in (basketbol) de sponsorları arasında bir bahis firması olacak. Bakalım; bu sıkıfıkı ilişkilerde spor temiz kalabilecek mi?
Tarikatların kan davasının nedeni
Özdemir İNCE oince@hurriyet.com.tr
TARİKATÇI ağızlara bakacak olursak Kurtuluş Savaşı’nı tarikatlar kazanmıştır. İslamcılara inanacak olursak birinci Meclis şeyh ve hocalarla dolu olduğu için demokrasinin doruklarında dolaşmaktadır. Ancak Kemalizm tarikatlara ihanet etmiş, onları kapatmıştır!
* * *
30 Ekim 1925 tarih ve 677 sayılı tekke ve zaviyeleri kaldıran yasa durup dururken ortaya çıkmamıştır. Bu yasa Şeyh Sait İsyanı ile, Şeyh Sait İsyanı da hilafetin kaldırılmasıyla ve Musul sorunu ile ilgilidir. Musul sorunu ile Şeyh Sait İsyanı’nın gerisinde Musul petrollerine el koymak isteyen İngiltere vardır:
3 Mart 1924: Hilafetin kaldırılmasını ve Osmanoğulları hanedanının yurtdışına çıkartılmasını öngören 431 sayılı yasa.
20 Eylül 1924: Musul Sorunu Milletler Cemiyeti’nde görüşülmeye başlandı. Sınırda Türk ve İngiliz askerleri arasında gerginlik çıkması üzerine Cemiyet 29 Ekim’de geçici bir sınır belirledi.
17 Kasım 1924: Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kuruldu.
13 Şubat 1925: Şeyh Sait ayaklanması, Genç sancağının Eğil nahiyesine bağlı Piran köyünde Şeyh Said’in himayesine sığınan kanun kaçaklarının jandarmalara ateş açmasıyla başladı.
4 Mart 1925: Takrir-i Sükun Kanunu kabul edildi.
15 Nisan 1925: Şeyh Said Varto yakınlarındaki Carpuh Köprüsü’nde yakalandı.
14 Mayıs 1925: Yakalanan isyancıların yargılanmasına Şark İstiklal Mahkemesi’nde başlandı.
29 Haziran 1925: Ölüm cezasına çarptırılan Şeyh Said ve 47 asi lider idam edildi.
* * *
Resmi Tarih’in yazdığına göre, siyasal etkinliklerde rol oynayan, toplumda her türlü yeniliğe karşı çıkan tarikatların, Cumhuriyet yönetiminde bir yeri ve etkinliği olmamalı idi. Doğu illerinde patlak veren Şeyh Said İsyanı’nın gerisinde İngilizlerin kışkırttığı tarikatlar yer almaktaydı. (Gayri Resmi Tarihler ne yazıyor acaba?)
Mustafa Kemal, 30 Haziran 1925 tarihinde şöyle konuşuyordu:
"Efendiler ve ey Millet! İyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar ülkesi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat (yol) uygarlık tarikatıdır. Uygarlığın buyurduğu ve istediğini yapmak insan olmak için yeterlidir. Tarikat başkanları bu dediğim gerçeği bütün açıklığı ile algılayacak ve kendiliklerinden derhal tekkelerini kapatacak, müritlerinin bundan böyle olgunluğa eriştiklerini kabul edeceklerdir."
* * *
Mustafa Kemal Ankara’ya döndükten sonra ilk olarak bu konuda bir hükümet kararnamesi yayımlandı. 2 Eylül 1925 tarihli kararname ile tekke ve zaviyelerin kapatılması karar altına alındı. Ancak, doğuda kurulan İstiklal Mahkemesi kendi bölgesindeki tekke ve zaviyeleri kapattığı için 677 sayısı yasanın artık çıkartılması gerekiyordu.
Yasa Konya milletvekili Refik Koraltan ve beş arkadaşının önerisiyle 30 Ekim 1925 tarihinde çıkartıldı.
Günümüzde Şeyh Said İsyanı’na merhametle yaklaşanlar, Takrir-i Sükun Kanunu’nu yerden yere vuranlar, 677. sayılı yasanın çıkartılmasını aymazlık olarak görenler ve bu nedenle kendi resmi tarihlerini yazanlar, artık tarikatların TÜSİAD gibi, Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği gibi, TÜRKİŞ gibi tüzel kişilik olarak tescil edilmesini istiyorlar. (Devam edecek.)
Zihniyet sorunu demek sorumluluğu kaldırmıyor
Berat ÖZİPEK
berat@stargazete.com
Asıl sorun TCK 301 değil diyenlere hak vermek gerek. Bu madde değiştirilse de kaldırılsa da ifade hürriyetini cezalandıracak başka maddeler bulunacak.
Ben yetiştiğimde 141, 142 ve 163 vardı. İlk ikisinin ülkede komünist düzen kurulmasını engellediği, sonuncusunun ise şeriat düzenine karşı önlem olduğu söylenirdi. Kimilerinin gözünde bu maddeler ‘rejimin sigortası’ydı, onlar olmasa bu düzen ayakta kalamazdı. Derken Özal geldi, hepsini kaldırdı. Korkulan olmadı, ülkeye komünizm veya şeriat gelmedi. Ama devlet büyüklerimizin korkusu bitmedi.
141, 142 ve 163’ün kaldırılması için çaba sarf edenler de sevinemediler. Çünkü bu maddelerden doğan ‘boşluğu’ doldurmak için 312, 159 ve TMK 8 keşfedilmişti. Özellikle 312’nin kaldırılması için çalışmak gerekiyordu; çünkü ihlallerin bir dönem için temel dayanak noktası buydu. Batıdan esen rüzgarların da yardımıyla bu madde de gitti. Ama demokratikleşmeye karşı olan odakların bastırması, kendi sahip olduğu güce veya yapılan ‘reformlara’ inancı zayıf demokratların direnememesi, yeni TCK ve TMK üzerinde etkisini gösterdi. Örneğin, öldüğü düşünülen 312, yeni TCK’da 216, 159 da 301 olarak yeniden doğdu, yeni TMK da ‘fazla’ genişleyen hakları geri almayı mümkün hale getirdi.
Şimdi Başbakan Erdoğan, söz konusu maddelerin insan haklarına ilişkin evrensel standartlara ve demokratik toplumun gereklerine uygun olarak yorumlanmayışını ‘zihniyet sorunu’ olarak tanımlıyor. Yargıda bir zihniyet sorunu olduğu, söz konusu kanun maddeleri ne kadar özenli kaleme alınırsa alınsın, onu yorumlayacak olanların evrensel anlamıyla hukuka aykırı bir zihniyete sahip olmaları durumunda hak ihlallerinin devam edeceği doğrudur. Ama bu zihniyet sorunu, tıpkı her soruna ‘eğitim şart’ diye kaçamak cevap verenlerin yaptığı gibi, yapılması gerekenleri yapmamanın gerekçesi olarak kullanılamaz; Hükümetin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Neden mi?
Öncelikle zihniyetten şikayet ederken haklı olmak, pratikte bazı maddeler dolayısıyla sıkıntılar yaşanırken, sıkıntı kaynağı haline gelen her maddeyi zaman geçirmeksizin ıslah etme, olmuyorsa kaldırma gereğini değiştirmez.
İkinci olarak zihniyet sorunu, bu sorunun olumsuz etkilerini giderecek adımları atmamayı meşrulaştırmaz. Türkiye’de yargıya egemen olan otoriter, devletçi, hukuktan çok kurulu düzeni korumayı öngören ve demokrasiden çok resmi bürokratik yapı ve ilkeleri önceleyen bir zihniyetten öteden beri şikayet edilmektedir. Ama, toplumun seçerek yetkilendirdiği bir iktidar, bu konuda yakınanlara hak vermekle yetinemez. Zihniyet önemli bir belirleyicidir; ama siyasi ve hukuki güç dengelerinden bağımsız değildir. Eğer yargı, yıllardır demokratik çevrelerin dile getirdiği gibi toplumsal denetime açılsa, örneğin üstü düzey yargı organlarının üyeleri pek çok modern demokraside olduğu gibi seçimle iş başına getirilse, bu olumsuz zihniyetin kısa zamanda nasıl erimeye başladığı görülebilir. Yargının bağımsızlığının, yargının toplumsal denetimden bağışık olması ve sadece kendisini atayanlara karşı sorumlu olması şeklinde anlaşıldığı; yargının bağımsızlığı kadar hatta ondan da önemli olan yargının tarafsızlığı sorununun hiç vurgulanmadığı, dahası tarafsızlığın hukuka değil devlet ideolojisine bağlılık olarak anlaşıldığı bir ortamda, bunu sürekli olarak yeniden üretecek hukuki ve siyasi yapıyı değiştirmedikçe zihniyetten şikayet edemezsiniz.
Buradan bakınca görünen şudur: Hükümet şimdiye kadar bu konuda bir adım atmadığı gibi, kendi çabasıyla hukuka uygun hareket etmeye çalışan bazı idealist hukukçuların cezalandırılmasına da bırakınız engel olmayı, yardımcı olmuştur.
Bütün bunları gözardı ederek zihniyet sorunundan söz etmek, zihniyete ilişkin tespitler ne kadar haklı olursa olsun, korkarım ki sorunu görmezden gelmenin, toplu taca atmanın başka bir yolu gibi görünmektedir.
'İnce ayar'!
Murat Belge
İsveç'te bulunduğum sırada, dönerken de Danimarka'da, rastladığım herkes 301. madde kapsamında açılan davaları sordu. Bu madde de, yol açtığı davalar da, belli ki biliniyor ve ilgi çekiyor. 'Türkiye' denince dünyada ilk akla gelen bu. Ne kadar kıvanç verici bir durum!
AKP hükümeti de yavaş yavaş bu maddenin korunması çevresinde saf tutmaya başladı. Bu konuda 'sosyal demokrat' Cumhuriyet Halk Partisi'nin 'solcu' Genel Başkanı Deniz Baykal'ın desteğini de kazanmış durumda.
Ama tabii AKP içinde 301. maddenin asıl kahramanı Cemil Çiçek'tir. Cemil Çiçek, AKP'nin bu hükümetini 'partili' bir hükümetten çok, bir 'koalisyon'a benzeten kişilerden biri. Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı... Bunlar hem simgesel, hem de gereğinde simgeselden öte önemi olan stratejik bakanlıklar. Pek çok durumda, 'hükümet'le 'devlet'in uyumunu sağlayan bakanlıklar.
O anlamda bir 'koalisyon'dan söz ediyorum.
Bu Cemil Çiçek geçenlerde yeniden ağzını açtı ve Radikal'in verdiği başlığa göre, "Başımıza 301 işini Orhan Pamuk açtı" dedi. Radikal, Cemil Çiçek'ten verdiği bu alıntının üstünde, küçük bir yorum yapmış ve "Bakan, 301'den yargılandığı için Pamuk'a kızgın" demiş. Bu kısacık cümle durumun ve sözün absürditesini müthiş bir sadelikle ortaya koyuyor.
İşler başka türlü gelişseydi, Orhan Pamuk'un o duruşması sonrasında koşup minibüsü yumruklayan vatanperver kişi ve hempaları, Kerinçli ve Kerinçsiz milliyetçilerin önü iyice açılsaydı, belki o milli duygular arasında Orhan Pamuk linç bile edilirdi. O zaman da bu Adalet Bakanı, büyük bir ihtimalle, "Orhan Pamuk memleketimizin itibarını dünyada düşürmek için kendini linç ettirdi" derdi.
İşin içine 'hayat/memat' girince, kontrast büyüyor, lafın saçmalığı daha 'siyah-beyaz' bir biçimde görülüyor. Yoksa, bu 'varsayımsal' sözle Adalet Bakanlığı koltuğunu doldurmakta olan zatın fiilen söylemiş olduğu söz arasında mantıken bir fark yok.
Bir ülke ki, 'Adalet' Bakanı olan kişi, bu sözleri söylüyor.
Ve bu ülke Avrupa Birliği'ne girmeye çalışıyor.
Bakan, kendi sözüne açıklık getiriyor: "Önce 'söyledim' dedi, sonra 'söylemedim' dedi, 'söylemedim' dese dava düşecekti..."
Konu zaten 'söyleyince' olanlar. 'Söylemeyi' suç haline getiren anlayış, söz konusu olan. 'İnkârdan gelince' ne olacağı üzerinden bir 'hukuk tartışması' olamaz. 'Söylemedim dese' diye konuşan birinin Adalet Bakanı olduğu bir ülkede yaşamak insana bir 'korku filmi' içinde yaşamakta olduğu duygusunu veriyor.
Bunun hukukla ilişkisi üstüne söylenebilecek tonlarca lafı bir yana bırakalım şimdilik. Bu 'lakırdı'nın ampirik gerçeklikle ilişkisi ne? 301. madde denilen ve yeterince net bir biçimde (yani nesinin yanlış olduğu, nesinin değişmesi gerektiği vb.) eleştirilen bu hukuk ucubesi Orhan Pamuk'la mı günlük hayatımızın bir parçası haline geldi, yoksa 'Büyük Hukukçular Derneği' adı altında icra-i faaliyette bulunan ve Avrupalı parlamenterlerden roman kahramanlarına kadar birilerini o ucube maddeye sığınarak ihbar edip sağda solda dava açtıran zevat sayesinde mi?
Ama Cemil Çiçek'in 'ağzından' o zevatı suçlayan bir söz elbette çıkamaz. 'Ağzından' çıkamaz, çünkü 'zihinlerinden' geçen şeyler arasında ciddi bir yakınlık, paralellik veya düpedüz ortaklık vardır.
Ve hâlâ, açılan davaların beraatla sonuçlandığını söyleyerek maddesini savunabilmektedir. Bunca zaman sonra, bakanlığının personelinin 'ince ayar' yaptığını söyleyebilmektedir. 'İnce' de sonunda görece bir kavram: böyle Bakan'a böyle incelik.
Soylu(!) Avrupalının kendine özgü adaleti
Tufan TÜRENÇ tturenc@hurriyet.com.tr
ŞU Yunanistan’ın yaptığını Türkiye yapsaydı...
Yani bizim sahil güvenlik botlarımızdan biri Yunanistan’dan Türkiye’ye geçen mültecileri Yunan kıyılarına götürüp denize atsaydı.
Bunlardan 6’sı boğulsaydı, 3’ü de kaybolsaydı...
Neler olacağını düşünebiliyor musunuz?
Bütün dünya ve AB ayağa kalkardı...
Ne barbarlığımız kalırdı, ne katilliğimiz...
Ama size garanti vereyim, Yunanlıların bu insanlık dışı davranışını Batı görmeyecek.
O çok duyarlı Avrupa basını ve insan hakları kuruluşları parmaklarını bile oynatmayacaklar.
Facia kapanıp gidecek.
İşte Avrupalı’nın çifte standardına somut bir örnek.
Türkiye’ye dönük haksız ve önyargılı tutumlara alıştık artık.
Avrupa Birliği kurumları ve sözcüleri aldıkları abuk sabuk kararlarla saç baş yolduracak hale geldiler.
Türkiye’ye "Ermeni soykırımını kabul et yoksa tam üye olamazsın" tehditleri savuran AB kendi üyelerinin yediği haltları işte böyle görmezlikten geliyor.
* * *
Hollanda Hıristiyan Demokrat Partisi, milletvekili adayı iki Türk’e, Sosyal Demokrat İşçi Partisi de bir milletvekili adayı Türk’e akıl almaz bir koşul öne sürdü.
Her iki parti de Türk milletvekili adaylarına "Ermeni soykırımını kabul edin" dedi.
3 Türk aday bunu kabul etmeyince listeden sökülüp atıldı.
Yani milletvekilliği yarışına katılma hakları ellerinden alındı.
Bu olay utanç vericidir.
İnsan haklarına, hukuka, demokrasiye de aykırıdır.
Ama bunu kendisi yaptığı için insan haklarına, hukuka ve demokrasiye aykırı görmüyor.
İşte Avrupa’nın çifte standardına bir somut örnek daha.
Aynı Avrupalı hiç sıkılmadan dönüp Türkiye’ye her konuda hesap soruyor.
301’i tümüyle kaldır diye dayatıyor.
Daha da hızını alamayınca "Ermeni ve Pontus soykırımını kabul et" diyor.
Neyse ki Avrupalı parlamenterler her iki soykırım iddiasını reddederek son anda rapordan çıkardılar.
* * *
Türk toplumu soğukkanlılığını koruyarak bu bezdirici tutumdan yılmamalı.
Hatta Avrupa Birliği için önüne konan engelleri aşma hırsını daha da keskinleştirmeli.
301’inci madde konusunda da öyle...
AKP ondan bundan yardım istemeden uzmanlarla oturup 301’inci maddeyi Avrupalıların koz olarak kullanamayacakları şekilde düzeltmeli.
Burada savcı ve yargıçlara da çok önemli bir görevler düşüyor.
İlk duruşmada beraat ettirecekleri yazarlara dava açma gafletinde bulunmamalılar.
Beraatle sonuçlanacak bu tip davaların Türkiye’ye çok şeyler kaybettirdiğini, içeride de kısır çekilmelere neden olduğunu artık görmeliler.
Türkiye, 50 yıldır ilerlediği Atatürk’ün gösterdiği hedeften ne kadar engel çıkarılırsa çıkarılsın geri dönemez.
İçeride ve dışarıda bazı kafalar bunu iyice anlamalıdır.
| Basında Yargı Haberleri ... |
| Canım Babam Hasan ÖZDERİN ’in Aziz Hatırasına, ( 13 Aralık 2004 – Söz Eylemini Yitirdi...) |
| OZDERIN,M. |
| msn: ozderin@hotmail.com |

